21 Temmuz 2015 Salı

.

Sanıyorum hepiniz Şanlıurfa Suruç'taki patlamayı duymuşsunuz, görmüşsünüzdür.
Ben bu kavgaların bu anlaşmazlıkların ve insanların canına kastetmeye kadar varan bu durumun nedenini anlayamıyorum. Umarım hayatım boyunca da anlayamam.
18 yaşındaki bir kızın canlı bomba olduğu söyleniyor. 18 ya 18. Ben o yaşımda üniversite sınavıyla cebelleşiyordum, hayatımın adımlarını atmaya yolumu çizmeye çalışıyordum. Bu mu peki? Benimki hayat arayışıysa o kızınki neydi? 18 yaşında neyi ne kadar sapkınca benimseyebilirsin ki canını verecek kadar? Nasıl hiçbir şey düşünmeden kendi canını başka insanları öldürmek, karışıklık yaratmak pahasına verebilirsin?
Peki oraya giden insanların suçu neydi? Kreş boyama istekleri miydi sorun yaratan? Yardımcı olmayı istemeleri mi rahatsız etti diğerlerini? Yanlış zamanda yanlış yerde olmaları gerçek kabul edilemeyecek kadar büyük bir tesadüf olurdu herhalde.
Patlama anının videosunu izleyemedim. Şirketteki arkadaşım izlerken dinledim sadece önce yürüyüşten gelen sesleri sonra duyulan patlama sesi... Tüylerimi diken diken eden ise o patlamadan sonra gelen kısa süreli sessizlik. O sessizlik bana o kadar çok şey anlattı ki... Durumu idrak eden insanların çığlıklarıyla ise içim parçalandı, dayanamadım. O bir anlık ne oldu bilinçsizliği etraftaki insanların onların gözündeki halleri... Bilemiyorsun işte, yanında yürüyen insan o sırada yere düşmüş olabilir hatta sen belki bir adımlık mesafen nedeniyle bir sıyrıkla kurtulmuş olabilirsin. Kendini şanslı sayabilir misin? O travmayı atlatabilir misin?
Bu sebepsiz saldırıların insan canı almanın bu kadar kolay olduğu zamanda nereye kaçacağımı şaşırıyorum. Dışarı çıkmak ne zaman bizde bir tereddüte neden olacak? O zamanlara doğru mu ilerliyoruz yoksa? Çözülmeyen nasıl bir sorun var Allah aşkına. Hükümet kurmak için çıldıranlar şimdi neredeler? Ekran başına taziyeye mi çıkacaklar göstermelik? Oradaki o durumu anlayabilecek, bu trajediyi birebir yaşayanlarla empati yapabilecek yürek mi var? Peki ya biz? Bu olaylar çözülmeden bir sonraki saldırının ne zaman gerçekleşeceğini mi düşüneceğiz? Ölen insan sayısının az olması olayları hafifletiyor mu?
Cevabı olmayan milyonlarca sorumuz var. Hepimizin.
Ben bu saldırıları gerçekleştirenlerin zihniyetini anlayamıyorum.
Hayatım boyunca da anlamamak dileğimle.
Hepimizin başı sağolsun.



17 Temmuz 2015 Cuma

Bayram mıı?

Merhabalar.
Günün anlam ve önemine uygun bir blog yazımla daha karşınızdayım.
Bugün bayram için ne yaptık? Ne yaptınız?
Büyüklerimizin yanında telefonumuzla oynayıp şarjını sonuna kadar hatta boşta kalmayalım diye %1'i zorlayarak tükettik mi? Prize yakın koltuk bulamayınca yalnızlıktan ufak bir depresyona girdik mi? Telefon şarjdayken bize kalan büyüklerimize ailemize kalan zamanda yatıp dinliyor gibi mi yaptık?
Keşke tüketmeseydik keşke dinliyor gibi yapmasaydık..
Bu zamanlar bize kalan en güzel zamanlar... Muhtemelen ilerde çocuğumuza hatta torunumuza kalamayacak zamanlar... Şimdi diyorsunuz ki canım sen bunları yazıyorsun da dediklerini uyguladın mı? Açık konuşayım hayır uygulayamadım. Bende öyle bir alışkanlık oldu ki topluluktayken özellikle de rahat edebileceğim bir ortam yani aile içerisindeyken elime telefonu alıp bir yandan laf yetiştirmeye çalışmak daha kolayıma geliyor."Dur şurada bir savaş yapayım dur iki dakika arkadaşım yazdı of bi saniye of" diye diye günü tükettim. İçimde yine pişmanlık yine özene bezene giyindiğim hatta ayrı olaraktan "bayramlık" alışverişine çıkılan zamanlar. Harçlık için büyüklerimin gözünün içine bakarken şimdi uzattıklarında "Yaa ne alakası var ya Allah aşkına sok o parayı cebine dede istemiyorum" diyecek zamanlara geldim. Vallahi yaşlandım. Bayram sabahını eskiden büyük mutluluk ev içinde tatlı bir telaş ile geçirirken şimdi evden çıkmadan Yandex'ten köprü trafiğine bakmak oldu olay. Ne giyeceğimi seçerken çılgınlar gibi düşünürken hatta dolap önünde "Anne benim hiçbir şeyim yok" diye ağlarken şimdi altıma düz bir siyah pantolon üstüne de sade bir bluz ile kombini tamamlayabiliyorum. Hele ayakkabılarımı evden çıkmadan 5 dk önce seçebilecek rahatlığa geldim. Ben yine ufalıp kendimi saçları tüm gün oynamaktan bozulan hatta her çalan kapıda yaşıt bir çocuk arayan halimde bulmak istiyorum. Ben böyle günlerde bu teknolojik ve onunla beraber gelen üşengeç halimi hiç sevmiyorum.
Şimdi eve geldim ve inanır mısınız gün başına dönecek olsam kesin bazı şeyleri farklı yapardım. Üstelik kopan aile bağlarımız nedeniyle bugün benim için bayramın ilk ve son günüydü.
Yine de kendimden gelecek bayram çok umutluyum. Yeter ki ailem sağlıklı huzurlu yaşlısıyla genciyle benim yanımda olsun.
Hepinize iyi bayramlar!

14 Temmuz 2015 Salı

Hayali

Bugün biraz duygusallığım üstümde diyebilirim. Tükenmişliğim de üstümde, bıraktıklarım da üstümde yaşadıklarım de üstümde..
Ben kendimi fedakar bir insan olarak göremezdim ama son 2 yılda yaşadıklarım beni oldukça fedakar bir insana dönüştürdü. Neyden mi fedakarlık ettim? Hayallerimden, istediklerimden, heveslerimden... Bazen hayat şartları sanki beni dışarıda bırakmaya çalışıyormuş gibi hissediyorum. Sanki şartların hepsi bunlar bunlar olursa benim olmayacağımı gösteriyor gibi. Elimden geldiğince hayatla da savaşıyorum, kendimle de savaşıyorum, ailemle de savaşıyorum. Bütün mutlu anlarımdan kuşku duymayı öğrendim ben, hep bir sorun çıkacakmış gibi evime dönmeyi öğrendim. Tüm günü mutlu geçirseniz bile eve geldiğinizde o mutluluğu keyfiyle anlatacağınız paylaşacağınız biri olmayınca dışarıdan birine nasıl bağlanıldığını da gördüm. Tüm günü beraber geçirdiğiniz birine eve gelince direkt mesaj atmayı, aramayı ve hatta onu özlemeyi bile yaşadım. Bulunduğum yerden mutlu değilken beni mutlu eden tek insana sığındım. Onu yorabileceğimi, sıkabileceğimi hatta keyifsizliğimi ona yansıtabileceğimi düşünmeden. İyi ki hayatımda diyebileceğim en güzel insan o.
Bana sarıldığında huzur duygusunu yaşadığım, derdime kendisi yaşıyormuşcasına ortak olan ve hayatı benim için güzelleştirmeye canı gönülden çabalayan insan. 1.5 yıl önce kendimi tamamen kaybettiğimde, yaşadığım aile sorunlarında kendimle ilgili problemlerimde kaybolduğumda beni elimden tutan ve iyileşmem için çabalayan insan. Her gün senin çabanı boşa çıkarmamak için yaşıyorum diyebilirim. Hayattan umudumu kestiğim her an seninle ilgili hayaller kurup tekrar hayata tutunmayı başarabiliyorum. Eğer yorucu ve inanılmaz kötü bir günü senin yanında bitiriyorsam eve gittiğimde umudum oluyor. Baş ağrılarım, takıntılarım hepsi senin yanında normale dönüp kendilerini unutturuyor.
Bugüne kötü başladım, çok çok kötü başladım. Mutluluğu yine bir sorgulayarak, ailemden yola çıkarak, yaşadığımız tüm maddi ve manevi sıkıntıları düşünerek güne başladım. Olmaması gereken şekilde ama yazının yazılış amacına dönersek eğer..
Ne sıkıntı yaşarsanız yaşayın orada bir yerde sizin için sizin yanınızda olmak için çabalayan insanlar var. Onlara değer verin, yanınızdan uzaklaştırmayın. Sinirle söylediğiniz sözlerle onları kırıp, yaşadıklarınızın hıncını onlardan çıkarmayın. Çünkü kötü bir günün gerisinde yatağa yattığınızda uyumanızı sağlayan tek şey onlarla ilgili kurduğunuz hayalleriniz oluyor. Size sarılsa ne kadar huzurlu uyuyacağınızı hayal ederek uykuya dalıyorsunuz mesela. Her gün varlığına şükrederek teşekkür ederek hayatı yaşıyorsunuz. O insanlara hakettikleri değeri gösterin, kaybetmeyi sakın göze almayın. Her gün tekrar tekrar kazanın. Okur mu okumaz mı denk gelir mi bu yazıya bilmiyorum ama buradan diyorum ki gerçekten yanımda olduğun anlar için beni her seferinde sakinleştirmeye çalıştığın için girdiğim çıkmazlardan elini uzatıp bir yola götürdüğün için teşekkür ederim. İyi ki varsın hayatım.

9 Temmuz 2015 Perşembe

İzlemelikEğlenmelik

Orange definitely is the new black.

Ya ben bu diziyi nasıl kaçırdım o kadar zaman izlemeden durdum bilmiyorum ama işten eve yorgun bir şekilde gelindiğinde insanı yeniden motive edebilecek bir hımm nasıl desem albeniye sahip ^^
Şu sıcak havada bilgisayarımı açıyorsam senin içindir OTNB!
İzlemeyenleriniz varsa, yeni yaz dizisi arıyorsanız ve gerçekten özellikle de yerli olan mıçmıç aşk dizilerinden fenalık bastıysa bu dizi apayrı bir şeymiş. Kesinlikle çok vakit geçirmeden başlayın derim.

Pretty Little Liars

Bu da yemin ederim beraber geçirdiğimiz kaç yılın hatırına saygımdan izlediğim bir dizi. Artık Charles mıdır kimdir bu A nedir ne istemektedir bir çözülse ben de huzurumla başka dizilere kucak açabilsem. Valla tam yakalandı dedikçe o telefonlarının bıdıt bıdıt sesini duymaktan illallah geldi.
Bir de bu yetmezmiş gibi birebir uyarlanan versiyonu "tatlı küçük yalancılar" dizisini ekranda görmekten korktuğum için tv izlemiyorum. Başladı mı başlayacak mı yoksa tarihi yaklaştı diye fragmanlarını mı abarttılar bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum. Keşke bir diziyi de kendi huzuruna bırakabilsek bi rahat edebilseler.

Wayward Pines

6 bölümünü bir günde tamamladığım bağımlılık yaratan güzelli dizi. Bazen kendi şehrinizde kapana kısıldığınızı elbet hissediyorsunuzdur ama bunu birebir yaşamıyorsunuzdur. Hani düşünün Kadıköyden çıkacaksınız hop yine boğadasınız. Hayal mi görüyorum acaba diye bir tur daha atacaksınız hop yine boğadasınız. Kadıköyden çıkış yok diyecek birisi size, inanır mısınız tabi ki inanmazsınız. Bu da öyle bir şey über değişik kesinlikle izlenilmesi gerekiyor. Azcık fantastik aksiyon istiyorsanız sizi buraya alabiliriz bence.

Under the Dome

Ooo Stephen King ooo diye saldırdığım değişikli konusu ve karakterleriyle beni başta kendisine bağlamayı başaran dizi. Hala kendisine saygı duyuyorum yalnız bir önceki sezon yaşananlar o abuk mor madde vay efendim kızın vücuduna bürünen muhtemel "uzaylı" olmamış. Kitaptan uyarlama elbette ama bence kitap haliyle kalsa da güzel olabilirmiş. Burada izlerken bir garip olmamışlık hissini size çokça hissettiriyor. Hatta diziyi yarıda bırakıp yeni dizi arayışınıza devam bile edesiniz geliyor. Bu diziye de saygımdan devam ediyorum he belki ilerideki bölümlerde efsane olur o zaman bu blogu hüp diye yutarım ama bu şekilde devam ederse ı ıh yok.

Yukarıda görmüş olduğunuz bu bebeksi dizilerim, yaz mevsiminde bilgisayar başında çok durmayı tercih etmediğim için, kısa ve öz dizilerimdir. İzlemeyenler varsa benim naçizane yorumlarımı dikkate alabilirler elbette ama yok izleyip yorumumdan memnun kalmayan "ya azcık beklesen bak neler oluyo ne şimdi böyle dedin" diyen olursa ciddiyim beni aydınlatabilir. Memnuniyetle kendisini dinler dizime yeniden bağlanırım! Şimdi OTNB 4. bölüm yüklendiği için yazıyı burada bırakıyorum. Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle.

Dizilerle kalın.

5 Temmuz 2015 Pazar

Kabuklu Elma

Şimdi diyeceksiniz bu kız neyin kafasını yaşıyor nereden nereye geldi ama.. 
Facebookta gördüğüm "elmayı soymak ve dilimlemek sadece 30 saniye" videosundan yola çıkarak yazıyorum bu yazıyı.
Tamam çok güzel gerçekten bıçakla vakit de kaybettirmiyor elmaya yiyene kadar temas bile etmiyorsunuz her işi o minik akıllı aletler yapıyor. Gerçekten alkış. Peki benim sorum şöyle oluyor.. İyi güzel normalde 5 dk sürebilecek bu işlemi 30 saniyeye indirdik peki geriye kalan 4.5 dakikamızda ne yapıyoruz? Kendi hayatımdan örnek vermem gerekirse ben dakikaların kıymetini hiç bilmeyen bir insanım. Sabah alarmım 07:03'e kuruludur mesela o 3 dakikayı 7de kalktım dememek için koyarım. Evden çıkışım 8 olursa işe 9'da varabiliyorum ama ben işe çoğunlukla geç kalıyorum. Peki bu nasıl mı oluyor? Sabah alarmı önce 8 dk erteliyorum sonra gözüm açılsın diyerek telefonda oyun oynamaya sosyal medya hesaplarını karıştırmaya gece whatsapp gruplarımda neler olmuş yeni dedikodu var mı onu kontrol etmeye başlıyorum. Başlıyorum da bitiremiyorum sonu gelmiyor. Yataktan 07:43 gibi anca kalkıyorum ve elbette işe geç kalıyorum. Sorunun nerede olduğunu biliyorsun e çözsene kızım diyor olabilirsiniz ama vallahi çözemiyorum. Ruhuma işlemiş olan bu miskinlik o sabah tatlı yatağımda bir şey yapmadan vakit harcamanın tadı.. anlayan vardır elbet. Şimdi diyorum ki ben o elmayı gittim 30 saniyede soydum yedim sonra ne mi oldu sonrası kalan kazandığım 4.5 dakikayı sabah harcamış oldum, boş yere. Olay tabi ki elma değil arkadaşlar ama gel gelelim hayatımızda bir şeyleri çabuk yapalım işlerimizi çabuk tamamlayalım derken geriye kalan vakitte ne yapacağımızı bilmiyoruz. Olay sadece nasıl desem "erken bitirdik" demek gibi..Bir kere sen şirkette işlerini istediğin kadar erken bitir kalan vaktini sigara molasında ya da departmandakilere sataşarak geçiriyorsun yine günü tamamlaman gereken zamanda tamamlıyorsun. 
He ama bu İstanbul'un güzeller güzeli trafiği de olduğu sürece yolda en az 1 saat harcayarak boş zamanlarının yanına bir de yine boş ama bir o kadar kalabalık geçen bir zamanı ekliyorsun. İnsanlar üstüne yürüdükçe senin bu şehirden kaçasın geliyor kafanda hayaller kuruyorsun ve seni ayakta tutan da bu hayallerin kafanda tamamladığın işlerin cevapladığın soruların oluyor zaten. Yeri geliyor kendini o kadar kaptırıyorsun ki inmen gereken durakta değil bir sonrakinde iniyorsun söve söve evine yürüyorsun. Ama noluyor elmayı 30 saniyede yemeye hazır hale getiriyorsun kalan 4.5 dakikayı da o yürümede kaybediyorsun. 
Hayatımız hep ama hep bir telaş içerisinde geçiyorken kafamızı kaldırıp aynaya bile bakamıyoruz. Kendimize. Vapurda kaç kişi görürsünüz kitap okur mesela ve kaç kişi görürsünüz yorgunluktan başı düşmüş uyuyor.. Üstelik o uykuda geçirdiği süre için bile iyi bari eve gidince biraz daha geç yatarım diye düşünebiliyor. Hayatımızda hep dakikaları saniyeleri birbirine eşlemeye çalışıyoruz. Kazandıklarımız ve kaybettiklerimizin hesabını yapıyoruz. Bu hesabı yaparken de gerçekten neler kaybediyor olduğumuzun hiç farkına varamıyoruz. 
Şöyle bir örnek verecek olsam; Bir sınavdasınız. Size sınavın başında diyorlar ki sadece 10 dakikanız var ve çözmeniz gereken 100 sorunuz var ve 50 üzeri doğrusu olan sınavı geçebiliyor. Sınavdayken yanlışlarım doğrularımı götürüyor mu diye sorar mısınız yoksa önce doğru bildiklerinizi işaretleyip kendinizi garantiye mi alırsınız?
Bence hayatın bu bahsettiğim sınavdan olan en önemli farkı süresini bilmiyor oluşumuz. 
O yüzden her anı doyasıya, tadını çıkararak ve bundan keyif alarak yaşamak gerekiyor. Elma soyacağından kazanılan vakti boş şeylere harcamaktansa elmayı soymayı bırakıp kabuklu haliyle kütür kütür yemek gerekiyor. Hem büyüklerimiz de demez miydi vitamini kabuğunda diye? :)

Pazar Kahvaltısı

Bugün düne inat güne mükemmel başlamalıyım dedim. Hatta o kadar mükemmel başlamalıyım ki 7-8 saat acıkmamalıyım. Öyle de oldu.. Oruçlu olanlardan özür dileyerek yazıyorum bu yazımı. Munchies'i bilmeyen? Yok mu? Yok tabi ya.
Ben çok duydum ve daha bugün gidebildim ama diyebilirim ki gitmemek ayıpmış, yazıkmış.
O nasıl güzel pancake, nasıl güzel sunum bir an mutluluktan gözlerimin dolduğuna yemin edebilirim. Gitmediyseniz kesinlikle gidin arkadaşlar, fiyat olarak 2 kişi giderseniz eğer kişi başı 30 geldiği için biraz pahalı olabiliyor fakat 5 kişi de aynı tabağa sahip olabiliyorsunuz. O kadar seviyorsunuz ki alıp eve götüresiniz bile geliyor. Ben altın vuruşu fındık ezmesi üzerine nutella üzerine muz ile yaptım. İşte tam o sırada mutluluğu baş ucumdan ayak parmaklarıma kadar hissettim. Sonrasında bir hazımsızlık.. Üstüne içilen sade türk kahvesi.. Onun da üstüne yardımcı olur diye yapılan yürüyüş.. Pes ediş..Şunu da demeden geçmeyeyim, çalan müzikler kesin viral reklam.. Sakin müzikler eşliğinde yedikçe yiyesiniz bir tane bir tane daha söyleyesiniz geliyor. Yeri ise Moda minnoş meydanından gözüküyor zaten. Biz Eyfel pastanesinden gelen kokularla açlığımızı arttırarak Munchies'e doğru koştuk. Uçtuk. Sonrasında düşüş birazcııık sert oldu göbek yaparak adım atamayarak ayrıldık ama yüzümüzde de kocaman bir gülümseme vardı.
Ben de bu gülümsemeyi aldıım direkt kuaföre koştum dedim ki KES. Yaz geldi bayılıyorum nooolursun yap bir şeyler rahatlayayım artık. Şimdi her kuaförden çıkan bayan gibi kendimi mutlu ve özgüveni tavan hissediyorum.Duş sonrası o kıvır kıvır saçların her tarak ardından tekrar dolanmasına, kırık kısımların fırça gibi garip bişeye dönüşmesine de son. Neyse asıl konumuza dönecek olursak..bence pazar kahvaltısında bir iş var. Ne kadar güzel yaparsanız pazartesi gününü düşünmeden, yarın iş var diye hüzünlenmeden o kadar güzel bir gün geçiriyorsunuz. Kahvaltı en en önemli öğün diyorlar ya hani, bırakalım yaz gelmişmiş müsliymiş yulaf kepeğiymiş ezmesiymiş. Ben tek bir ezme bilirim severim o da fındık ezmesidir! Herkes o altın vuruşu bir kere yapmalı bence, gerisi zaten geliyor bir şekilde. Bilmeyenler için ise işte karşınızdaaaa midenizi neşelendiren o yemek eseri..



4 Temmuz 2015 Cumartesi

Radical Face


Bugün müziklerden gidesim hatta hiç dönmeyesim geldi. Belirtmeden geçmeyeyim kıyıda köşede kalmış efsane müziklere sahip ama değeri bilinmeyen müzik grupları olur ya hani ben onlara bayılıyorum. Gerçi bu grubu duyanlarınız vardır elbet bence çok da gizli kalmamıştır yazık günah yapmayın valla. 

Böyle şarkılar olur hani sizi alır alır alır alır bir yere götürür olduğunuz yerde asla bırakmaz. Huzurun hayalini kurarsınız, genelde sahil olur bu hayalde havada esinti olur tek bir gürültü olmaz. En büyük dileğim çılgınlar gibi çalışıp yeterli saving sonrası erken emeklilik ile İstanbul'dan koşarak uzaklaşmak. Umarım bu dileğim gerçekleşirken arka fonda en sevimli şarkılarım çalar. Halkım her yere saldırmamış ve tüm huzuru tüketmemiş olursa elbette.  
Neyse asıl kısma dönecek olursak LÜTFEN dinleyin. Söz pişman olmayacaksınız gerçi beni tanımıyorsunuz daha yakın çevrenize güvenemezken ben size neyin sözünü veriyorsam ^^ 
Bir dinleyen bir kere sonra bir kere sonra çokça dinliyor. Bana gelişi bu zaten ^^

Bugün mesela resmen parçalı bulutlu bir gün geçiriyorum. Bir an bir şeyler yapmak için hevesim geliyor sonra hop olduğum yere geri çöküyorum. Asıl anlamadığım şey ise nasıl bütün hafta Cumartesi gününün hayalini kurarken Cumartesi günü geldiğinde böyle adeta nasıl desem bugünü Salıymış gibi yaşayabiliyoruz? Gerçi hayatta da hep bununla karşılaşmıyor muyuz.. Nasıl o uzaktan inanılmaz güzel duran aşk yaşadığınız bluz üstünüze geçirdiğinizde sümük gibi oluyorsa, of hayatımın aşkı bu adam dediğiniz kişi yanınıza gelip konuşmaya başladığında bunun gibi bir hale dönüşüyorsanız..


Diyeceğim odur ki Cumartesi gününe hakkını verelim. Mutsuz bile olsak yalnız bile olsak sıkıntıdan bayılacak hale bile gelsek arka fona güzelli bir şarkı açalım. 99 kere izlediğimiz diziyi filmi 100'e tamamlayalım. O uzakta gördüğünüz bluzu da giymeden bir etiketine cinsine iyice bakalım, üstümüze tutalım. En önemlisi ise herkesi kafamızda mükemmelleştirmeyelim. Bence hayattan beklentimizi yüksek, insanlardan olanı ise olabildiğince düşük tutalım. Arka fona da Radical Face-Glory yapıştıralım.



IFS??


HELLO WORLD.


IFS (Indie Folk Session)


İlk yazımda klasiktir hani niye bloga giriş yapıyorum benim derdim ne anlatacaklarım neler bunu insanlar dinlesin mi istiyorum yoksa amacım sadece içimi dökmek mi onları açıklayacağım. Yani okursunuz okumazsınız ama ben kendimi başta bir size anlatacağım.


Ben kim miyim? Tabi ki öncelikle anonimim. Sevgilimin arkadaşlarımın yazdıklarımı okuyup yorum yapması ya da benim burayı eski msn iletilerim gibi göndermeler yapmak için kullanmam mümkün bile değil. Olmamalı. Onun dışında taptaze bir mezunum. Allah biliyor ya nasıl okudum o okullar nasıl bitti nasıl hiç uzatmadan başarıyla güzel de bir ortalamayla mezun oldum bilmiyorum. (yazar burda kendisini zeki sanmanızı istiyor. YALAN.) Arkadaşlar ben valla düzenli olarak sıkıntılıyım. Benim derdim tasam hiç bitmez, yaklaşık bir yıl önce depresyona bir girdim ki giriş o giriş. İlaç kullanmayı mantıklı bulamadım (hastayım ama gururuma yediremiyorum imajı) ama o gün bugündür ne zaman bir olay yaşasam iyi ya da kötü hep hayatı sorgular hale geldim. Biz niye geldik bu dünyayaa madem ölcez niye yaşıyoruuuz bla bla bla. He sonuçta ne mi oldu? O korktuğum depresif kişiyi benimsedim şimdi yuvarlana yuvarlana gidiyoruz. 


Ben her bağyan gibi çok trip atarım fazla trip atarım, inanamazsınız. He ama gel gelelim bu tribi inatla anlamayan erkek arkadaşım beni kavga zamanlarında hep daha hassas ve gergin bir hale getiriyor. Sağolsun.. Hep trip attığımı iddia ediyor ama sorsanız neye alındığımı ağzımla söylememe rağmen anlamıyor ya da anlamamazlıktan geldiiğini ben anlayamıyorum. He sonuç ne midir? Ben yine güzel trip attım telefonu da ekranı aşağıya gelecek şekilde yatağa koydum. Ara ara kontrol ederek trip sürecime devam ediyorum.

Olayın detayına girmeden diyebilirim ki, adımın indie folk session olmasının sebebi attığım triplerin ve ufak minik anlaşılmadığım tartışmaların bünyede yarattığı siniri atmak için youtubeu kurcalamamdır. Arkadaşım bu nasıl güzel ne kadar güzel müziktir. Tavsiye ediyorum koşun koşun dinleyin hemen indie folk session #2 eğer siz de bu kasvetli ne olduğu belli olmayan cumartesi gününü sıkıntılı kasvetli yatağınızda üstünüzde hala çıkarmadığınız pijamalarla geçiriyorsanız hatta youtube açıp videoyu aratmaya bile mecaliniz yoksa aşağıda link bile var! Dinleyin yaa gününüzü bir tık neşelendirecek diyebilirim. 

Bu sıkıcı hayatıma böyle boş bir sayfayla değişik bir renk getirdiğin için teşekkürler blogger!

https://www.youtube.com/watch?v=CjqbdceVPRM