Facebookta gördüğüm "elmayı soymak ve dilimlemek sadece 30 saniye" videosundan yola çıkarak yazıyorum bu yazıyı.
Tamam çok güzel gerçekten bıçakla vakit de kaybettirmiyor elmaya yiyene kadar temas bile etmiyorsunuz her işi o minik akıllı aletler yapıyor. Gerçekten alkış. Peki benim sorum şöyle oluyor.. İyi güzel normalde 5 dk sürebilecek bu işlemi 30 saniyeye indirdik peki geriye kalan 4.5 dakikamızda ne yapıyoruz? Kendi hayatımdan örnek vermem gerekirse ben dakikaların kıymetini hiç bilmeyen bir insanım. Sabah alarmım 07:03'e kuruludur mesela o 3 dakikayı 7de kalktım dememek için koyarım. Evden çıkışım 8 olursa işe 9'da varabiliyorum ama ben işe çoğunlukla geç kalıyorum. Peki bu nasıl mı oluyor? Sabah alarmı önce 8 dk erteliyorum sonra gözüm açılsın diyerek telefonda oyun oynamaya sosyal medya hesaplarını karıştırmaya gece whatsapp gruplarımda neler olmuş yeni dedikodu var mı onu kontrol etmeye başlıyorum. Başlıyorum da bitiremiyorum sonu gelmiyor. Yataktan 07:43 gibi anca kalkıyorum ve elbette işe geç kalıyorum. Sorunun nerede olduğunu biliyorsun e çözsene kızım diyor olabilirsiniz ama vallahi çözemiyorum. Ruhuma işlemiş olan bu miskinlik o sabah tatlı yatağımda bir şey yapmadan vakit harcamanın tadı.. anlayan vardır elbet. Şimdi diyorum ki ben o elmayı gittim 30 saniyede soydum yedim sonra ne mi oldu sonrası kalan kazandığım 4.5 dakikayı sabah harcamış oldum, boş yere. Olay tabi ki elma değil arkadaşlar ama gel gelelim hayatımızda bir şeyleri çabuk yapalım işlerimizi çabuk tamamlayalım derken geriye kalan vakitte ne yapacağımızı bilmiyoruz. Olay sadece nasıl desem "erken bitirdik" demek gibi..Bir kere sen şirkette işlerini istediğin kadar erken bitir kalan vaktini sigara molasında ya da departmandakilere sataşarak geçiriyorsun yine günü tamamlaman gereken zamanda tamamlıyorsun.
He ama bu İstanbul'un güzeller güzeli trafiği de olduğu sürece yolda en az 1 saat harcayarak boş zamanlarının yanına bir de yine boş ama bir o kadar kalabalık geçen bir zamanı ekliyorsun. İnsanlar üstüne yürüdükçe senin bu şehirden kaçasın geliyor kafanda hayaller kuruyorsun ve seni ayakta tutan da bu hayallerin kafanda tamamladığın işlerin cevapladığın soruların oluyor zaten. Yeri geliyor kendini o kadar kaptırıyorsun ki inmen gereken durakta değil bir sonrakinde iniyorsun söve söve evine yürüyorsun. Ama noluyor elmayı 30 saniyede yemeye hazır hale getiriyorsun kalan 4.5 dakikayı da o yürümede kaybediyorsun.
Hayatımız hep ama hep bir telaş içerisinde geçiyorken kafamızı kaldırıp aynaya bile bakamıyoruz. Kendimize. Vapurda kaç kişi görürsünüz kitap okur mesela ve kaç kişi görürsünüz yorgunluktan başı düşmüş uyuyor.. Üstelik o uykuda geçirdiği süre için bile iyi bari eve gidince biraz daha geç yatarım diye düşünebiliyor. Hayatımızda hep dakikaları saniyeleri birbirine eşlemeye çalışıyoruz. Kazandıklarımız ve kaybettiklerimizin hesabını yapıyoruz. Bu hesabı yaparken de gerçekten neler kaybediyor olduğumuzun hiç farkına varamıyoruz.
Şöyle bir örnek verecek olsam; Bir sınavdasınız. Size sınavın başında diyorlar ki sadece 10 dakikanız var ve çözmeniz gereken 100 sorunuz var ve 50 üzeri doğrusu olan sınavı geçebiliyor. Sınavdayken yanlışlarım doğrularımı götürüyor mu diye sorar mısınız yoksa önce doğru bildiklerinizi işaretleyip kendinizi garantiye mi alırsınız?
Bence hayatın bu bahsettiğim sınavdan olan en önemli farkı süresini bilmiyor oluşumuz.
O yüzden her anı doyasıya, tadını çıkararak ve bundan keyif alarak yaşamak gerekiyor. Elma soyacağından kazanılan vakti boş şeylere harcamaktansa elmayı soymayı bırakıp kabuklu haliyle kütür kütür yemek gerekiyor. Hem büyüklerimiz de demez miydi vitamini kabuğunda diye? :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder